Photo
xanthiceye:

Light & Magic

xanthiceye:

Light & Magic

(via artforadults)

Photo
Gözlerinin olduğu her karede yine aynı şey oluyor. Şu karanlık, tıklayınca büyümesine izin vermediğin belli belirsiz olanlarla değil. Gözlerinin olduklarında. Vücudunda tanımlayamadığın bir yerinin ağrıması gibi. Böbrek ağrısı çekmemiş bir kimsenin, burda böbrek mi var? sorgulaması gibi.
Rüyayla realiteyi karıştırmış biri gibi, rüyasında kaybettiği bir şeyi odasında arayan. Var mıydı sahi? sorgulaması gibi şimdi buralar. O belli belirsiz görseller gibi, gözleri olmayan.
Aşağıya indikçe, bitti sanılan yerde devamı gelen elektronik sayfalar gibi bütün bunlar.More pages are loading. Is it taking more than expected? sorgulaması gibi.
Bu sefer de aslında tam da söylediğini kastettiğin zamanda inanmıyor muyum sana? Yoksa iyi mi yapıyorum böyle? 
Sana inanmayışımı neye dayandırdığımı hiç bilmiyorum. 
Just cause you feel it, it doesn’t mean it’s there.” e rağmen hepsini hissediyorum yalan söyledim, küsüyorum bile sana!  
Burda “kendi yarattığı dinin tek inananı hatta inanmayanı” ben oluyorum.

Gözlerinin olduğu her karede yine aynı şey oluyor. Şu karanlık, tıklayınca büyümesine izin vermediğin belli belirsiz olanlarla değil. Gözlerinin olduklarında. Vücudunda tanımlayamadığın bir yerinin ağrıması gibi. Böbrek ağrısı çekmemiş bir kimsenin, burda böbrek mi var? sorgulaması gibi.

Rüyayla realiteyi karıştırmış biri gibi, rüyasında kaybettiği bir şeyi odasında arayan. Var mıydı sahi? sorgulaması gibi şimdi buralar. O belli belirsiz görseller gibi, gözleri olmayan.

Aşağıya indikçe, bitti sanılan yerde devamı gelen elektronik sayfalar gibi bütün bunlar.More pages are loading. Is it taking more than expected? sorgulaması gibi.

Bu sefer de aslında tam da söylediğini kastettiğin zamanda inanmıyor muyum sana? Yoksa iyi mi yapıyorum böyle? 

Sana inanmayışımı neye dayandırdığımı hiç bilmiyorum. 

Just cause you feel it, it doesn’t mean it’s there.” e rağmen hepsini hissediyorum yalan söyledim, küsüyorum bile sana!  

Burda “kendi yarattığı dinin tek inananı hatta inanmayanı” ben oluyorum.

Video

Kadın kocaman bir “hiiiiiiiii” narası attı. Şu çok sevdiğiniz birinin canı yandığında, kendi canınızın onbeş kat daha fazla yandığını hissettiğiniz “hiii” den. Kız iki adım geriye gitti.

Güzel bir gündü, yürüyeceklerdi beraber. Yürüdüler de, antibiyotik yazdırdılar, eczaneden onu almışlardı daha yeni. Kız eczanede sahiplerinin samimiyetini göstermek amaçlı ikram ettikleri kolonya kokusundan kaçmak için- hiç sevmezdi küçüklüğünden beri, nane kokusunu sevmediği gibi ya da fesleğen-dışarı çıkmıştı. Kadını bekledi, bi sigara yaktı. Eskiden olduğundan daha kısa olan saçlarının yansımasına baktı park etmiş arabanın camında. Kadın geldi, kalkıp yürümeye devam edicekti ki… GÜMMM! İki adım geriye gitti. Sonra biliyorsunuz kadının narasını. 

Eczaneye geri dönüp buz istediler. Kız buzu kafasına tuttu, gülüyordu. Çok da acımamıştı aslında. Kadın da, kız da güldüler. İkisi de geçmişe gitti. Kız hastaneye giden füme rengi arabanın camından annesinin gösterdiği trafik lambalarına falan bakıyordu, uyumaması lazımdı. Kadın sabaha kadar uyutmadı kızı. Doktorlar geldiler, kontrol ettiler kafasına aldığı darbeden dolayı beyninde hasar var mı diye. Yürü bakalım şöyle dediler. 5 yaşında kız manken olucaktı, büyüyünce. Bir manken yürüyüşü yaptı, 5 yaşında buklelerini savurup geri döndü. Kadın güldü.

Kendi evinin terasında otururken kafasına nasıl ıslak halının düştüğünü hatırlayıp kadına anlattı kız. Buna da güldüler. 

Sonra şimdi de evlere kafa atıyor kız. Kafasına darbe almaması gerekiyor. Kafasına darbe alırsa dikkat etmesi gerekenleri biliyor. Baş dönmesi? mide bulantısı? Uyku?

Gece birşey olursa diye çocukla salondaki çekyatlarda uyuyorlar o gece. Plan kız kendini kötü hissederse falan dürtücek çocuğu, “odalardan duyana kadaar” diyor çocuk,” olmaz öyle”.Birşey olmuyor. Çocuk horladığını öğreniyor kızdan. Buna gülüyorlar.

“Neden uyutmuyorlar?” diye soruyor kız. Kadın “Uyanamaz diye heralde.” diyor.

-şarkı sadece o sırada arkada çalıyordu.

Video


CLICK THE SQUARES.

THE WHOLE WORLD NEEDS TO KNOW ABOUT THIS.

THIS THIS THIS THIS!

(Source: mandaflewaway, via suchame)

Text

This one starts with a pop song

She’s got to love nobody.

         İşleri sarpa sardığınızda, hisleriniz o kadar değişken oluyor ki onları bir yere yazıp da somutlaştırmak aslında biraz cesaret gerektiriyor. (İki dakika önceki modu değiştirmeye bir kelime yetebilir.)

          Özellikle hiç kimsenin okuyup onaylaması, değerlendirmesi gerekmeyen yazılarda esas konu yoktur. (Cümleler karmakarışık sıralarda, düzensiz aralıklarla akla düşer, çoğu yazılmaz. Üzerlerine ya uyku çekilir ya da sifon)

         Objektif yazınca felsefik, subjektif yazınca melankolik olunur. (Duygular onları yaratana, kaynağına karşı güçlüdür, baskındır ; gözlemler duygular üzerine bile olsalar, ancak uzaktan bakıldığında, kendinizi duyguları yaşıyor olmaktan yeterince uzak tutmuşsanız yapılabilir.)

         Mutlu olmak gereği diye birşey yoktur. Mutluluk tüm diğer gerçek hisler gibi kendiliğinden gelir, üstelik bir sebebi olması da gerekmez. (Yolda yürürken mutlu olunabilir, kahvaltı yaparken, kahve içerken, herhangi hoş bir anı zihinde canlılığını yitirmediği için mutlu olunabilir.)

         To the left, to the left.

         İnsanların üzerlerimizdeki etkileri, etkiledikleri konu üzerinde gerçek nedenlerini biliyor olsak, daha sağlıklı olabilir. ( Kurulan cümlenin gerçek nedenini bilseydim, durumun üzerimdeki etkisi doğru olan olurdu. Elmayı neden seviyorsun mesela? )

         Beyazın ne kadar beyaz olduğunu farketmek için bejlere, grilere, siyahlara ihtiyacımız var. Bej, gri ve siyah için de diğerlerine. Tamamlayıcı, ayırt edici, kontrast öğelere. İnsanların diğer insanlara ihtiyacı var. Kötülere, iyilere, coollara, sümsüklere vs. vs. (  Başka insanları değerli yaparken, başkaları tarafından değerli yapılmaya. Aileye, sosyal çevreye, sevgiliye. İnsanın insana ihtiyacı var. )

         Ne kadar modern olursa olsun, buralarda kadınlar yaşadıkları her gün pek çok şeyi kulak arkası etmek zorundalar. (Yolda yürürken duydukları lafları, takdir edilişlerinde bile olan imayı, “kız başına” yaptıkları pek çok şeyi, söyleyemeyeceklerini, sakladıklarını, yaşla değişmeyecek olan herbir hareketinin sebebini açıklamayı, “işte” diyememeyi, anlatamıyor olmayı, susmayı, bildiğini ıspatlayamıyor olmayı, çok fazlasını )

         En fazlası anneler. Erkeklerin sonraki davranışlarında büyük etkisi olmuş olan, olucak olan, asla eşit miktarda sevilemeyecek olan anneler. Yaratmış olmanın daimi sahiplenmesi ve ölçülemez sevgisine sahip olanlar. ( Annenin sevmeye, fedakarlık yapmaya, çekmeye devam etmesi için hiçbir sebep sunması gerekmeyen erkek çocukları, var olmaları yetenler. Buna fazlasıyla alışmış olanlar. )

         Kadınların koşulsuz kabulünün, erkeğin yaptığı çoğu işi yapabiliyor olması ile azalarak bitmesi var bir de. Bizim nesilde yarım, bir müddet fedakar olabiliyoruz, sonra annelerimiz gözümüze sokuyor parmağını ” benim gibi olma! ” derken. 

         Fedakar olmaya devam edebilmek için, annelerin aksine bir takım sebepler gerekiyor. Siz nasıl anlatıyorsanız “değer” diyebilmeyi öyle anlatmanız gerekiyor. Zira kadın olmanın doğası gereği her türden kadın “hepsine değer çünkü” diyebildiği herşeyin sonuna kadar gidiyor. Sevdiğiniz herhangi bir şeye gösterdiğiniz özenden, kadınlar da istiyor. Motorsikletiniz, arabanız, bilgisayarınız başlarına birşey geldiğinde sizin hallediceğinizi bildiği güvenden, kadınlar da istiyor. ( Bir de arkalarını döndüklerinde, sarılın istiyorlar.)

        Venüs ve Jupiter benim oralarda geziniyormuş, kendinize dikkat edin! ;)

        

     

Link

Herşeyin sorumlusu muhtemelen ben solak olucakken, “farklı” olmanın sıkıntısını, yazı yazarken kolumun sıra arkadaşıma çarpması şeklinde bile yaşamıyım diye kalemi ısrarla sağ elime aldırmalarıdır.

Yazı yazarken sağ elimi kullanırken, bıçağı sol elimle tutuyor olmamdır.

Beynimin ne tarafına ağırlık vereceğimi asla bilemeyişimdendir. 

Bir de burnum yüzündendir derdim ama artık buna gülemeyiz. Benim içinde çay olan kupamın da burnum var mesela. Onun burnunun hiçbi suçu yok. Benimkinin de yoktu. Bir de kıvır kıvır saçlarının suçlusu sensin demişti akrabalığı maneviyatından gelen, pek sevdiğim biri. Onların da bi suçu yoktu. 

Şimdi ben aklımı başıma toplamış, başımdakileri benzer sebeplerden kıvrananlara anlatabilmişken kendi söküğümü hala dikemiyorum. 

Şimdi o da gelsin sana anlatsın mesela. Kadın, neyi anlatmaya çalışıyormuş, neden ağlıyormuş, kendini nasıl hissediyormuş, nasıl abARTıyormuş, tek ve yegane amacı karakterini tamamen ele geçirip, bütün hayatı kendisi olsun mu istiyormuş, bir kafese mi koymak istiyormuş onu, hep ona baksın mı istiyormuş, kendi hayatına, karakterine, arkadaşına, köyüne mi göz dikmiş, gül mü dökülsünmüş yollarına falan fistan. 

Hepsinin nasıl da önemli olmadıklarını anlattım ona. Kurtarmak istiyordu çünkü, “senin gibi olmak istemiyorum” dedi çünkü…Senin gibi olmak da istemiyordu. En çok o inanıyordu, git diyordu, hadi arayalım, konuşucam ben onunla, izdiş olup the big lebowski yi izleyin, yazın gelin denize gidelim, hep beraber uyuyalım…

Hayal edemeyecek kadar belirsiz olan bu şeyler saniyeliğine de olsa gülümsetiyor.

Elbette merak ettiğin tek şey o fotoğrafta napıyor olduğum değil, ama ben hep önce nasılsın demeni bekleyeceğim. Asla demeyeceksin, asla bilemeyeceğim nasılsın, ne düşünüyorsun. Bana bir iki cümle kurup alelacele gitmen gerekicek. Beni cümlelerin ne demek oldukları ile ilgili boşluk doldurmaca yapmak zorunda bırakıcaksın, boşluklar yanlış dolucak. Kontrol edersen eğer yanlış diyeceksin, doğrusunu hiç söylemeyeceksin. Kendimi yanlışın tam tersine ikna ederken bulucam kendimi sonra. Belki gelemeyeceğim bile, belki başka bir yere gideceğim. Şimdi hayırlısı olsun dediğine, o zaman gelmeni aslında çok istemiştim diyeceksin belki. Ben doldurduğum yanlış boşluklara yenilerini ekleyip, boşlukları kendin doldurmayı hiç istemediğini ve şimdi hiç istemeyeceğini düşünürsek bunu bile demeyeceksin. Hayırlısı mı olucak o zaman bunu hiç bilemeyeceğiz ve ben bunların üzerine her zaman ki gibi haddinden fazla düşünüyor olucam. Tavşan dağa küsmüş olucak. Ağzını yüzünü sikerim o tavşanın diceksin, çok gülücez buna…

2.5 snlik bir hızla aklından öpüyorum

Text

dreamache:

Subtle Gif’ler, yeni sanatın en güzel örneklerinden biri. İnternet hârikası.

Text

“Başka “, aşıklara ve kıvırcıklara vize istemeyen bir ülkedir.

Muhtemelen öyle yazılmıyordur.

Text

bizim küçük planımız

“Ne deliricek ne de ölücek kadar şanslıyız. Bize bi bok olmaz. “

                                                                           Semra

        Baştan buraya neden geldik unutuyoruz hep. Sonra dönüp dolaşıp oraya neden gelmiştik hatırlayıp, ömrümüz boyunca da unutamıyoruz.

        Hislerin şartları yok. 

Photo
lizpulido:

1001 Arabian Nights illustration for BYU’s 2011-12 Theater Season.

lizpulido:

1001 Arabian Nights illustration for BYU’s 2011-12 Theater Season.